10 Mart 2008 Pazartesi

SİYASÎ

Rusya şimdi Kosova'ya
Beş yüz bin askerle
Giremez desem de
haltetmişim.
Şimdi ABD
Irak'tan çıkamaz desem de.

Paris'te gezerken Martin,
Gökyüzü ne kadar maviyse
O kadar zor olacaktı toparlanmak
Prag ve Bağdat'ta bile.

6 Mart 2008 Perşembe

HA HU

Hû zurunda
ö(y)le
bi
lir
im
Ha(y)

ran
da(ğ)

4 Mart 2008 Salı

SENİ

Açılan ve dökülen her yanımdan seni umutlar
Seni hatırlıyor iğrenmeyi hakir sayarak
Hınç duyarak, kin tutarak, atlara yol tutarak
Tutunduğum yamaçlarından yürürken
Seni güzelce seviyorum
İşte bak sözlerim: Yine seni seviyorum!

DEĞİL

I.
Rüzgâr dindi.
Silkinin tozunuzu
Artık sizi çemberine alacak
bir gönlün taşrasına bile uzak
uzun gecelerin haresi gitti.

II.
Biz başlarken de hayat böyleydi
Havalar sıcak
Türküler serin söylenirdi
Güzeller, kara gözlü
Halkın, adı başkaydı
Davranan, yekinen, darda kalan
Ve biraz da, göçerlerin ülkesiydi.

III.
Örsü döven tarihle dövüldük
Ki iktisatla mukayyet
Bağlıyız ona şundan bundan önce
Yine de her şeyle beraber
Uğraklığımızın yerini var eden
Dalgınlık olsa gerek
Bulamıyoruz bizdekini yerli yerince.

IV.
Sükûnet değil bu, toz-duman
Haydin hep kaldırılmak
Onur kırıcı olsa gerek
Elimize tutturulan ne ise
Çiçek değildir kitap değil
Bu liman değil bizim değil
Sığınmadık sığıntı değil
Bu liman bizim değil!

MİLAN’A MEKTUP

Kunduram eskise de artık Milan
kapanmıyor o yaralar
yeterli mi değilim bilerek
Yavaşlık olabilir belki aradığım
Ama bu da bana yetmeyecek.

Ne sanıp kendimi ben hiç şaşıp kalmadım
Ve dönmedim bunca yıldır hangi sebep
Bir köşeye çekilmek gibi mi sandım
Acaba içe dönmek
Ben özden ben ören ne de gül yetiştiren
Ben hiç adam olmadım ne de gül yetiştiren
Baktım anlamak için dersim tarih
Baktım anlamak için bilim gelecek
Hangi köşesinden tuttum ki
Elimde kaldı hep acaba demek.

Tutkuya değer mi dedim,
Değer dedim
Hıza hiç değer vermeden
Geçtim gök ekinlerin arasından serâzâd
Geçtim kini kimsesi olmayanların yanından
İşin fürûatına baktım
Altına üstüne iyice baktım
Suratında meymenet var mı diye baktım.
Ve bana da, dönerek bakmanı diledim.

Baktığında, bütün fiil çekimlerimi Arapça sanma
Çünkü anlatamayacak hiçbir cümle
Formüle bir eklendiğinde bile
Bozulmayacak gramerler biliyorum.

KAN

Şiiri var akan, sanki ormanlardan gelirim
Hızlı öpüşleri bilirim, öfkeyi miras bırakan
Kanı var onun, kışları yılkı söken yakışları var
Muazzam gelişleri var, yaza çıkacak at bakan.

ARKADAŞ

Ben ne vakit,
Bir kızdan söz açsam
Hep güzel bir yaşamak
Doya doya gezip görmeli arkadaşlar
Beraber kırlara açılmalar…
Sonra birden sur önünde,
Durup bakmak
ve su çekmek var sanırım.

GELİP GEÇEN

Yaz bitmedi
büyüyordur şimdi orda
hayatlık denen kalbimi ekinlere taşıyan su
su ki, şehri var eden ve kökleri çürüten
yine de gönlümü dansa kaldıran gizli sevda.

Nereye dönsem biliyorum ki
yaz günleri kadar kadın ve kalabalıksın
huzuruna varmak için henüz erken yıllar
ama şöyle böyle geçecek gibi değil

Şimdi hiç yeri değil su varken hüzünden konuşmanın
“aah o yıllar”ın, “bir haziran akşamı”nın
geçmiş yazların, kiraz ağaçlarının
sonu gelsin balkonlu günler gölgesine
taçlansın zevklerimin sınır bilen yaprakları
uçsun üstümden bir nefes gibi ne dediğim
bak bu güzel!güneş değmiş fakat ıslakmış dediğim
bu kendine yetmiş baharı olmanın tadıyla
çiçeğini mayıs dibine dökmüş portakal gibi
bir sözden bir kaç han ve biraz çarşı kurulan
gelecek olan sen de bir hanlık mısın?

İMGE

HE dedik, imge dedin
İmge yeni bir şarkı dedik.

GİBİ

Açıyorum
Ortasından açılan her şeyi
Kitap, elbise, dünya ve gibi
Duruşunu beğendiğim halin
Tüm hallerin hanesi gibi
Bir elin sanki her yerde
Öbürü titrer gibi.

YÜRÜMEK

Ellerinin ayasını göster
Ki bilelim yerimizi
Şarkı oradan başlasın
Ta Kilitbahir’e uzanan
Direnmek adına,
Seni hatırlasam
Yüzünde kılıç yarası
Pembe incili Kaf’tan
Geriye kalan tarlalar...

Baruttan yağmur altında sen hey !
Güneşli bir gün gibi yürüdün
Bırakıp gidiyorsun
Geriye kalan tarlalar...

Nasıl yürürsen Havran’a varmak için
Ben de yürüdüm
Bir Türk yağmuru gibi
Genciken boğazıma duran ülkemi.

Bir Türk yağmuru gibi
Çamurdan ve yolun ortasından
Tren kaldıran şehirlerin ortasına
Yürüdüm.
Ben
Denize de törene de
Cumhuriyetim memleketim marşıyla yürüdüm.

ZAMAN MAKİNESİ 1

Geliyorum bir şehrin kapısına
bütün evlerden yüksek duvarları
satmak için ne var ne yoksa yazılı
berat ve biraz geç ve güçlü kalmışlığım var.

Kuleden bakacak kadar mağrur ve burcun başındalar
giremedim çan çalınca or’dan içeri
saatleri kum basmış
demek o denli halk ve tüccarım
asrın ve ayın on dördü gibi hummalı Floransa !

AH MİNEL AŞK

Ah minel aşk
cildi tahrif edilmiş kitap!
sendin geçen gün sendeleyip sekerek
yan sokaktan geçen

boylu boyunca uzanan boynun
mavi bir öpücük sılası
ama hâlâ umutlu bir vakıa
salıverirsin kendini
bir yağmurun koynuna
konuşuruz o zaman, orada
konacak bir yer bulduğumuzda
şefkat için yetmiş cildini.

BAKİ

Şiire bak kürevarî değil Hazreti Ali
Ya sen tersinden kılındın varis
Ya Aliya tevarüs edemedi
Ya Baki

Bendim kunduramı eskiten sokaklarında
Demem biraz abes değilse bu Paris
Kırılmış bir hakikat gibi duran ah haki
Ah gençliğim eyvah demek yetmiyor şimdi
Ya Baki

GÖNÜL

Sade bildim gönlümü
O neden bile deme
Onda kalbim ve aklım
Ve diğer iki nesne
İçrek ve dışa bakışık
Ama çokça alışık biri birine.

BENİ KİM TANIMAZ

Beni
Ademden sorsanız kimse beni tanımaz
Ne bakkallar ne çıraklar istese de beni tanımaz
Hissikablelvuku derim belki ondan tanımaz
Çünkü selam verince almayan beni tanımaz
İşte bir pazarı daha beklemek sanırım beni tanımaz.

Canım yakut canım mavi
Canımı al canım beyaz
Canım yeşil
Canım bak yeşil yeşil
Canım muhakkak
Bilirsiniz bir yerlerden beni İsrail
Bak dün idi selam almayan bir beni İsrail
Bak dün o rus idi bugün beni İsrail
Yine eski yerlerimden gözün ısırıyor beni
İsrail !

SEKSENLER ŞİİRİNE KARŞI İYİDİR

Size duygular gerekli gözyaşları
Bilmem ne yaparsınız ondan ince ince
Eylül gelince başlayan sayrılar gibi
Ne var ne yok saçıyor şifa diye diye
Devletine yer açarak gerdan kırarak
Törenler, ağıtlar…
Şiir geceleriniz mübarek olsunlar…

Şimdi başlıyor şiirler hüzünden aç fasıl
Yoz yorum yora dursun eylül gelince
Leylalı başlıyor hüzün başlıyor
Ve bitebilmeden şarkılar eşliğinde
Şarkı değil şarkılar dilimize küpe !

Şimdi başlıyor şiirler hüzünden aç fasıl
Gurub vaktinde melâli mey bilerek
Kanatmak için ağlamaklı gazellerden
Eylül gelince başlıyor
Kadın başlıyor
Bir adam durmadan ağır başlıyor
Sonbaharın hışırtısından belli ki yağmur
Seksenler doksanlar derken bayat başlıyor !

SARKACIN ÇIKARDIĞI SESLER ÖNCESİ YÜRÜYÜŞ

Geniş yüreklerinden ince salkım söğüt
Gölgesinden bin zenginlik devşiren yörük
Akardı gözlerini diktiğinde serin suya
Serin, derdi. Yorulduk, göçe daha var.

Soldan geçiyordu sağa yazım gibi yavaş
Mor deve önünde yazın al yanak kızlar
Nedir onları böyle ova-dağ arası uzatan
Gözyaşları mı sevdiğimin yanaklarını kızartan?

Göç sürdükçe sürüler önünde kabarık halim
Akşama değgin sırlarını yayla tuta tuta
Bende ne ipek sesi ne deniz hevesi
Ben bunlara kin tutarak buldum sesimi.

Yaz beni iklimlerine hüzünden içi devingen yas!
Ne varsa yaslanacak anılarımıza
Dalarak kör-budak yerleri kimi acı
Kimi çadır içlerini hatırlayacak kadar güzel yazmalı.

BENDEKİ

Ah ben bilirdim de gene ettim
Ne var ne yoksa bendekini söyledim

Siz söyleyin desem de nafile demişim
Havaya girince bendekini söyledim

Ey dedim, ne var dedim, sonra efendim ?
Biçilmiş bir ekinin kokusu gibi bendekini söyledim

Arkadaş mı, konuşmak mı, çay mı içelim ?
Hiç yatıştırmadı Türkçeniz bendekini efendim!

İDİL

Küntü bîtap ve harabatî
İdim ben değil İdil boylarında
Sözlerdim aldınız hatta ben
Ağzımı da vererek üstüne plus!

UZAKLARA

öper öperdim,
adı buruk kuraklıktan çıkma dudağı
sıyırıp atmakla çıkmaz bilirim
her değdiğimde güneş rengi bırakan tadı.

ŞİİR

Hohlamakla ısınmaz bu temiz yazgıma
Soğuk bir demir olurdu şiir, karnıma

HEDİYE

Dîdemde peyder pey peydâ olan tik
Kadar yakınsa,
Kutsanır şeytandan kaçırılan kitap
Ve her ne varsa

KONYA’DA ZAMAN

Konya toz, Konya toprak
Burda Konya taş
Bulamasam bir dost
Çalamasam bir kapı
Kışın tutuşturup
Yazın yakacak!

Ezanlar pek yahşî
Caddeler Şeyh Ulemâ
Bir de Mâverâm olmasa
Günler nasıl geçecek ?

Yormasak gözleri
Sular seller gibi Konevî
Okumasak Mesnevî
Vakit nasıl geçecek ?

KALK BİZİ VAKİT ÇAĞIRIYOR

A.
Şimdi kimin keskin baltaları var?
Çıkmayacak mı kibardayıların içinden
Vahşî ölümlerini gömecek
Cümle dağların ardından
Dışarda kar olup savrulan
İçerde har olup püsküren bir Dadal’ın oğlu
Haberlerimize gelmeyecekse demirden yumruğun
Başlatan kim bu tarihi bitiren bu miâdı durdurun
Ayaklanan kim içimi beyaz güdüleyecek ?
İçgüdümü kimin keskin baltaları güdecek ?

B.
Şimdi yeni savaşlar eski televizyonlarda
Yazık değil mi eski savaşlara
Ne televizyonlar eskitti son dakikalar
Bakmak için en yeni savaşlara
Buharlaştı taksitli kampanyalar
Kap kara katı kutulardan
Kim öldürdü kimi nasıl şimdi birazdan
Şimdi yeni televizyonlar eski fiyatlardan

B/a
Savaşa hayır dersin, savaşa hayır dersin, savaşa hayır
Dersini iyi çalışanlara hayır
Otobüs duraklarına pankart asanlara hayır
Hayır kurumlarına hayır
Kızılay’a hayır, Yeşilay’a hayır, İ Ha Ha’ya hayır !
Kitapsız raflara
Rafsız kitaplara hayır
Kaldırımsız yollara
Yolsuz evlere hayır!


Hayır de! hayır de! hayır de!
Berat geceleri hatırlamalara hayır de!
Hayır diyebilen Türkiye!
Bugün diyemezsen kim bilir
Yarın daha ne dersin Hayır de !

Dilin açılır böylece saçın saçılır
Şiirim yazarken açılır
Kapılar bir sözle açılır
Saçları açtıranlar o gün !
İşte o gün onlar var ya onlar !
Gerisini söylemeyeceğimi sananlar !
İşte o gün bütün bunlar !
Bir bir anılır !

KÜÇÜK OYUNLAR

Büyük oyunlardan ziyade küçük oyunlar
Bende yara bırakan ziyade küçük oyun var

EVE VARINCA

Şimdi şu yuvarlak masanın başında
En geçilmez dağlardan suratını sırtladın
Hem de yeni döşenmiş,
“Benden kaçmaz”larla
Ve yakalarsın en küçük hatalar !

Lakin eve varınca…

BABALAR VE OĞULLARI

Babam var idi
demirçelik işçisi
akşamları çaylar bizim evde...

Babam var idi
hem de arkadaşları
Ömer Muhtar ve bir de Çağrı...

Babam var idi
bahçesinden görmektir okulu
konuşurdu milletin imanı...

Babam var idi
bazen de çayın yanında
kadro filan derece falan...

Şimdi arkadaşlar bizde
pastalar börekler de
eviniz hangi kooperatifte?
arabamın borcu bitti de!